Mesleğimizin Gücü, Sandığa Yansıyan İrademizdir
İSMMMO'nun 2025 seçimlerinde 50.693 üyeden yalnızca 12.714'ü oy kullandı. Başka bir ifadeyle, üyelerin yaklaşık %25'i sandığa giderken %75'i seçim sürecine katılmadı. Peki, katılım %75 olsaydı ve yine aynı adaylar seçilseydi, mesleki haklarımızı savunan temsilcilerimiz masaya daha güçlü oturmaz mıydı?
İstanbul Ticaret Odası (İTO) komite seçimlerine katıldığımda karşılaştığım yoğun kalabalık, bu soruyu yeniden düşünmeme neden oldu. Seçim alanlarındaki hareketlilik ve üyelerin katılımı, kurumlarına sahip çıkan bir kitlenin oluşturabileceği temsil gücünü bir kez daha hatırlattı.
Ticaret odaları, esnaf odaları ve meslek odaları farklı alanlarda faaliyet gösterse de ortak bir sorumluluk üstlenir: Üyelerinin haklarını, taleplerini ve beklentilerini temsil etmek. Bu nedenle seçimlere katılım, yalnızca oy kullanmaktan ibaret değil, temsil mekanizmasının gücünü doğrudan ilgilendiren bir konudur.
Mesele kimin kazandığı değil
Öncelikle, seçimlere katılan bütün grupların mesleğimizin gelişimi için zaman ve emek harcayan, sorumluluk üstlenen değerli meslektaşlarımızdan oluştuğunu vurgulamak gerekir. Farklı görüşleri ve yönetim anlayışlarını temsil eden bu arkadaşlarımızın çabaları, mesleki hayatımızın doğal bir parçasıdır.
Ancak asıl üzerinde durulması gereken, hangi grubun kazandığından çok, seçilen yöneticilerin mesleki haklarımızı savunurken ne kadar geniş bir üye iradesine dayanabildiğidir.
İSMMMO seçimlerinde üyelerin yaklaşık dörtte biri oy kullandı. Katılım dörtte bir yerine dörtte üç olsaydı ve yine aynı adaylar seçilseydi, seçim sonucu değişmeyebilirdi. Ancak yöneticilerimiz, bu kez çok daha geniş bir katılımla ortaya konulmuş üye iradesini temsil ediyor olacaklardı.
Mesleki sorunlarımızı ilgili kurumlara, karar alıcılara ve kamu otoritelerine taşırken böyle bir desteğin sağlayacağı temsil gücü sizce de önemli değil mi?
Güçlü temsil, ortak sorumluluktur
Üyelerinin yalnızca %25'inin katıldığı bir seçimle göreve gelen yöneticiler ile üyelerinin %75'inin katıldığı bir seçimle göreve gelen yöneticiler, aynı sorunları savunurken aynı temsil zeminine sahip midir?
Her iki yönetim de görevini hukuken yerine getirebilir. Ancak yüksek katılım, yöneticilerin arkasında daha geniş bir üye iradesi bulunduğunu gösterir. Bu durum, mesleki taleplerin dile getirilmesinde ve haklarımızın savunulmasında önemli bir dayanak oluşturabilir.
Öte yandan, mesleğimizin yıllardır çözüm bekleyen sorunlarını yalnızca yöneticilerin performansıyla açıklamak da yeterli değildir. Artan iş yükü, mesleki sorumluluklar, ücret politikaları ve mevzuattan kaynaklanan güçlükler karşısında meslek örgütlerimizin çabası kadar, üyelerin bu örgütlere ne ölçüde sahip çıktığı da önemlidir.
Bu noktada sorumluluk yalnızca üyelere ait değildir. Meslek örgütlerinin üyeleriyle kurduğu iletişim, faaliyetlerinin şeffaflığı ve sorunlara yaklaşımı da seçimlere katılımı etkiler. Güçlü bir katılım kültürü, karşılıklı sorumluluk ve güven temelinde gelişir.
Oy vermek kadar, bilinçli tercih yapmak da önemli
Seçimlere katılmak kadar, oyumuzu hangi gerekçelerle kullandığımız da önemlidir.
Bir adayı veya grubu desteklemeden önce mesleki geçmişini, önceki çalışmalarını, projelerini ve vaatlerini inceliyor muyuz? Alternatifleri değerlendiriyor, çözüm önerilerinin uygulanabilirliğini sorguluyor muyuz? Yoksa yalnızca tanıdığımız bir kişi olduğu veya alışkanlıklarımız nedeniyle mi tercih yapıyoruz?
Bir adayı desteklemekle, onu sorgulamadan desteklemek aynı şey değildir.
Seçimlerde coşku ve dayanışma doğal olmakla birlikte, kalabalığın büyüklüğü tek başına bir adayın başarısını veya projelerinin doğruluğunu göstermez. Esas olan, tercihlerin somut çalışmalara, gerçekçi projelere ve mesleki ihtiyaçlara dayanmasıdır.
Aynı şekilde, seçim sorumluluğu sandık günü sona ermez. Seçilen yöneticilerin çalışmalarını takip etmek, vaatlerini değerlendirmek ve gerektiğinde hesap sormak da üyelik bilincinin bir parçasıdır.
Sonuç: Güçlü meslek örgütü, güçlü temsil
Mesleki sorunlarımızın çözümü, yöneticilerin sorumluluklarını yerine getirmesi kadar, bu yöneticilerin arkasında geniş bir üye iradesinin bulunmasıyla da ilgilidir. Üyelerin büyük bölümünün seçim sürecinin dışında kalması, temsilin ne ölçüde tabana yayıldığını sorgulamamızı gerektirir.
Bu nedenle İSMMMO başta olmak üzere bütün meslek örgütleri, odalar ve meslek komiteleri katılım konusunu seçim dönemleriyle sınırlı görmemelidir. Üyelerin kuruma aidiyetini güçlendirmek, iletişimi geliştirmek ve seçimlere katılımı artırmak ortak bir hedef olmalıdır.
Mesele, seçimleri kimin kazandığından ibaret değildir. Asıl mesele, seçimlerin ardından meslek örgütlerimizin ortak hak ve menfaatlerimizi hangi temsil gücüyle savunabildiğidir.
Daha güçlü bir temsil için yöneticilerimizin sorumluluklarını yerine getirmesi, üyelerimizin de seçim süreçlerine katılarak ortak iradeyi ortaya koyması gerekir. Çünkü mesleğimizin geleceği yalnızca seçilen yöneticilerin değil, bu yöneticileri belirleme sürecine ne ölçüde katıldığımızın da sonucudur.
Kemal ÇINAR - Mali Müşavir